OLAĞANÜSTÜ KURULTAY HAKKINDA BİR GÖRÜŞ
Bilindiği üzere 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçimlerden hemen sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nde yeteri başarı sağlanmadığı, başarısız olunduğu gerekçesiyle seçimli kurultay gündemi ile imza kampanyası başlatıldı. Ancak bu girişim yeterli imza bulunmadığından başarısızlık ile sonuçlandı.
Seçimli kurultay gündemi ile sonuç alınamayınca, bu kez tüzük değişikliği talebi ile olağanüstü kongre için imza toplandı. Yeteri imza toplandığı için de, tüzük değişikliği için olağanüstü kurultaya gitmek zorunlu oldu. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kendi yetkisini kullanarak, tüzüğün tümü üzerinden gerekli görüşmelerin yapılarak değiştirilmesi için 26.02.2012 tarihinde olağanüstü tüzük kurultayı için karar aldı. Kurultay üyelerinin talep ettiği olağanüstü kurultay talebi için de önce 01.03.2012 olarak açıklanan ikinci kurultay tarihi 27.02.2012 tarihine alındı. Yani peş peşe iki kurultay yapılacak.
Bana göre iki kurultay yapılaması zorunlu değildi. Tüzüğün 54/2 maddesine göre “Kurultay gününün duyurulmasından başlayarak (15) gün içinde Genel Başkanlığa ulaşmak koşulu ile kurultay üyelerinin tam sayısının en az beşte birinin imzasını taşıyan konular da geçici gündeme alınır. Bu konuların görüşülebilmesi, Kurultayın kararına bağlıdır. Oylamadan önce önergede imzası olanlardan birisi ile Merkez Yönetim Kurulu adına bir üye konuşabilir, demektedir. (19.11.2005 tarihli kurultay kararı ile değişik). İmzacıların talepleri bu madde kapsamında ele alınarak, daha geniş bir tüzük değişikliği için yetersiz kaldığından reddedilerek, diğer gündem maddeleri aynı kurultayda değerlendirilebilirdi.
Kişisel görüşüm, keşke seçimlerden hemen sonra, demokratik bir tüzük değişikliği için kurultayın toplantıya çağrılmasıydı. Ancak 12 Haziran seçimlerinden hemen sonra imza kampanyasının başlatılması, daha demokratik bir tüzük için örgütlerden görüş alınması veya bilmediğim nedenlerle bu yapılamadı.
Ancak sebep ne olursa olsun, daha demokratik bir tüzük değişikliğini herkes gibi, bende kabul ediyorum. Ancak burada öncelikle önceki dönemde Parti Yönetiminde bulunanların da daha demokratik bir tüzük istediklerine herkes gibi bende inanmıyorum.
Tüzük değişikliği isteyenlerin asıl amaçları daha önce denedikleri, ancak yeterli imza bulamadıkları için başarısız oldukları seçimli kurultay istemlerini, tüzüğü dolanarak sağlamaya çalışmaktadırlar. Salt çoğunluğu bulurlarsa bu kurultayda, bulamazlarsa tüzüğün seçimli kurultay için aradığı salt çoğunluk hükmünü değiştirerek bundan sonra derhal seçimli kurultay talep etmektir.
Bu Kurultay’da seçim gündeme gelebilir mi?
Bana göre; olağanüstü kongreler başlığını taşıyan tüzüğün 49. ve 54. maddelerine göre bu mümkün. 49. maddede “Olağanüstü kongrenin gündemi, isteyenlerce düzenlenir. Bu kongrelerde gündemden başka bir konu görüşülemez. Seçim yapılmaz. Ancak olağanüstü kongreyi isteyenlerin sayısı kongre üyeleri tam sayısının salt çoğunluğunu sağlıyor ise, olağanüstü kongrenin gündemine, güven oylaması ve seçim maddeleri konabilir. Bu takdirde seçim yapılabilir,” denmektedir.
Tüzüğün 54/4’e göre de “Olağanüstü toplantının gündemi, isteyenlerce düzenlenir. Olağanüstü toplantıda yalnız gündemdeki konular görüşülür, seçim yapılmaz. Ancak, Genel Başkan gündeme seçim maddesi koyabilir. Olağanüstü kurultay isteminde bulunan kurultay üyeleri sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğunu sağlıyor ise, gündeme güvenoyu ve seçim maddesi konulabilir,” denmektedir.
Bu şekilde sonuç alma şansları elbette yoktur. Ancak bunun için çok çalıştıklarını herkes biliyor. Çünkü bu bir anlamda son şanstır. Delege yapısı değiştikten sonra, bir daha sonuç alamayacaklarını kendileri de çok iyi bilmektedir.
Daha önceki imza kampanyasında yeterli sayıya ulaşılamamış iken, bu kez beklenenin de üzerinde imza toplanmıştır. Yaşanılan ilçe kongreleri sürecinde, haksızlığa uğradığına inanan veya delege seçimlerinde istediğini alamayan veya tasfiye edileceği hissine kapılan delegeler de bu sürece katılabilir. Ayrıca genel başkanlık için sıra bekleyen ve artık topun ayağına geldiğini düşünen adaylar da olabilir.
Ayrıca CHP deki değişim ve dönüşüm sürecini baltalayarak, iktidar alternatifi olmaması için, Parti dışındaki güçlerin de bu süreçte her türlü yola başvurulacağı bilinmelidir.
Bu Kurultay’dan CHP güçlenerek çıkacaktır. Eski yönetim anlayışı ile bir yere varılamayacağı açıktır. Delege desteği bulunsa bile, halkın desteği yoktur.
CHP de değişim ve dönüşüm hızla ve radikal bir şekilde devam etmelidir.
Saygılarımla.
Cafer YEŞİL
Adres:
İncirli Cad. Akbulut İş Merkezi
No.10 Kat.4 B.119 Bakırköy-İstanbul
Tel: 0212 570 68 00 – 0532 426 41 36
Mail: cyesil62_hotmail.com
20 Kasım 2011
CHPde Parti İçi Seçimler
Bu seçimlerin temel işlevi, önümüzdeki yerel seçimlere hazırlanmak için Partiye gerekli olan canlılığı ve dinamizmi getirmek olmalıdır.
Bu seçimler, başka bir Grubu tasfiye etmeyi ana amaç olarak almamalıdır. Böyle bir durumda Partide klikleşme ve zayıflama artar: dinamizm daha da azalır.
Bu seçimler, parti içi demokrasinin en iyi işletildiği seçimler olmalıdır. Belirtilen gerçekleşirse, eski yönetim zaten kendiliğinden ve demokratik şekilde etkisiz hale gelmiş olacaktır.
Bu seçimler, Taban İradesinin Parti Yönetiminin her kademesine yansımasının önünü açmalıdır. Üstümüze serpilmiş olan ölü toprağından böyle kurtulabiliriz.
Bu seçimler, parti içi demokrasi için bir dönüm noktası olmalıdır. Ancak böyle bir durum, Partiye bir canlanma getirir.
Bu seçimler, üyeler nezdinde bir hayal kırıklığı yaratmamalıdır. Aksi halde AKP gelecek Yerel Seçimlerde %75 oy alır, CHP kalelerinde bile belediyeleri kaybederiz.
Bu seçimler, ATAMAYLA GELENLERİN SEÇTİRTİLMESİ SEÇİMLERİNE dönüştürülmemelidir. Böyle bir durumda Eski Yönetimin dönemindeki seçimlerden farkı kalmaz. Parti; küçülmeye, büzülmeye ve etkisizleşmeye devam eder.
Yazık olur Partiye
Şunu unutmayalım: siz Parti Yönetimi olarak TABANa/ÜYE ye önem vermezseniz; TABANda/ÜYEde siz önem vermez. O durumda seçimlerde çalışacak adam bulamazsınız. Seçimlerde sadece yakınları(!) aday olanlar ile para karşılığı tutulmuş bazı görevliler çalışır.
CHP Üyelerinin sadece ödevleri yoktur: aynı zamanda HAKLARI da vardır. Bu haklar, üst yönetimce üyelerden esirgenmemelidir. CHP ÜYELERİ, SEÇİMLERDE ANGARYA İŞLERİNİ YAPAN ve CHP TOPLANTILARINDA KALABALIK ETMEYE YARAYAN KİŞİLER KONUMUNA DÜŞÜRÜLMEMELİDİR. CHP, ÖNCE KENDİ ÜYELERİNİN HAKLARINI VERMELİDİR.
CHP Üst Yönetimi bir kez daha PARTİ TABANInı hayal kırıklığına uğratmamalıdır. Parti Meclisi ve milletvekili adayı seçimindeki tepeden inmeci yöntemleri tekrar etmemelidir.
CHP Üst Yönetimi, önümüzdeki yerel seçimlerden başarılı çıkmak istiyorsa parti içi demokratikleşmeden korkmamalıdır.
Partinin büyümesi için, demokratikleşmesi şarttır.
Demokratikleşme arttıkça, önceki yönetim kadrolarının etkisiz hale geleceklerinden şüphem yoktur. Onlarla mücadele etmenin en kolay ve olağan yolu budur.
Kemal Bey, önümüzdeki yerel seçimlerde başarılı olmak ve Partiyi canlandırmak istiyorsa eğer; Parti Meclisi ve milletvekili aday saptamasındaki yöntemlere asla geri dönmemelidir.
Partide bir konsensüs sağlanması şarttır. Aksi taktirde küçülmeye devam ederiz.
Bu seçimlerin daha demokratik olması için önerim şudur: İlçe yönetimleri her mahallede partililer ile toplantı yapsınlar. Bu toplantıda delegeliğe aday olmak isteyen partililer, ortaya çıksın ve kendilerini mahallelerindeki partililere tanıtsınlar. Daha sonra da bu adaylardan oluşan bir ÇARŞAF LİSTE ile mahalle seçimleri yapılsın ve delegeler böyle seçilsin. Eğer blok liste şeklinde, İlçelerde ilçe yönetimince hazırlanmış listeler üyeler verilip sandıklara attırılırsa ya da sandık bile konmadan seçim yapılırsa(!); Parti, ciddi bir tahribata uğrar.
Bu durumda, Parti içinde bir klik belki seçimi kazanmış olur ama, önümüzdeki yerel seçimler ise daha baştan kaybedilmiş olur.
Tekrar etmek istiyorum: Parti içi seçimlerde, Partideki TABAN iradesinin özgürce oluşmasının önüne hiçbir engel konmamalıdır. Parti Üst Yönetimi , üye iradenin özgür şekilde oluşmasına yönelik tüm engelleri ortadan kaldırmalıdır. Bu aslında onun görevidir.
Aksi halde sonuç; Parti içinde bir kliğin zaferi, ama CHP için büyük bir hüsran olur.
Mehmet YILDIRIM,
CHP Bakırköy Üyesi.
SOSYAL DEMOKRASİ VE TÜRKİYE SOSYAL DEMOKRASİSİ (Mehmet YILDIRIM-10.09.2010)
SOSYAL DEMOKRASİ VE TÜRKİYE SOSYAL DEMOKRASİSİ
1-Krizler, Kapitalizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Son ekonomik kriz gayet açık şekilde göstermiştir ki; krizler, kapitalizmin ayrılmaz bir parçasıdır. 1970lerdeki sosyal devletin daha sonra modasının geçmesi ve neo-liberalizmin eski sosyal refah devletlerinde(Ör.Almanyada ve İngilterede) bile eğemen olmasıyla , kapitalizmin krizleri, artık önlenemez hale gelmiştir. Kapitalizmde aslında işler yolunda gidiyor gözükürken, bir yerlerde balonlar şişiyor, yani kriz birikiyor demektir. Kriz çıktığında ise, balonlar iniyor: yani normalleşme başlıyor demektir!
2-Bu kriz aynı zamanda Sosyal Demokrasinin de krizidir. Sosyal Demokrasi kendi hedefini, 1959dan sonra belirgin şekilde değiştirmiştir. Daha önceki bir tartışmamızda da belirttiğim gibi, Alman Sosyal Demokrat Partisi, 1959 Bad Goderberg Programından sonra sosyalizm hedefini tümüyle terk ederek, sosyal refah devletini temel amaç olarak belirlemiştir. Böylece kapitalizmin yedek lastiği olmayı kabul etmiştir. Diğer deyişle, temel hedef olan sosyalizme demokratik yollardan ulaşma hedefi terk edilmiştir. Halbuki sosyal demokrasinin ilk çıkışındaki hedefi, sosyalizm idi. Ama sovyetik devrimlerden farklı olarak, sosyalizme demokratik yollardan ulaşmak isteniyordu. Henüz bitmeyen son kriz, sosyal demokrasinin temel hedefinin, yine ilk çıkışında olduğu gibi sosyalizme demokratik yollardan gidiş olması gerektiğini göstermiştir. Hedefsiz bir sosyal hareket olamaz. Kapitalizme yedek lastik olmak da bir hedef değildir. (Ki artık krizde bile sosyal demokratları iktidar yapmıyor halk! Örneğin: Almanyadaki son genel seçimlerdeki sosyal demokratların başarısızlığı.) Ayrıca sosyal devletin de bir hedef olamayacağı ortaya çıkmıştır. Krizleri, sosyal devlete erişme hedefi ve yolları da engelleyememiştir. Çünkü kapitalizm küreselleşme aşamasına girmiştir. Sosyal devlet de, neticede kapitalist bir devlet olduğundan; dünya ölçeğinde rekabet edebilmek için, sosyal devletliğinden önemli tavizler vermiştir. Ya da uluslararası rekabette başarılı olmak amacıyla bunu yapmak zorunda kalmıştır. Nitekim sosyal devlet önemli ölçüde ve bizzat sosyal demokrat iktidarlar tarafından tırpanlanmıştır ! Örneğin:.Almanyada Shroder ve İngilterede Blair dönemleri.
3-Kemalizm tekrar güncel hale gelmiştir. Kemalist dönemin temel özelliği devletçi uygulamalardır. Bildiğimiz gibi 1929 Ekonomik Krizinden sonra, daha önce İzmir İktisat Kongresinde uygulanması kabul edilen kapitalist kalkınma yöntemi yürümemiş ve onun yerine 1930larda planlı/devletçi döneme geçilmiştir. Bugün sata sata bitiremediğimiz bir sürü iktisadi devlet teşekkülü, o zaman kurulmuştur. O dönemdeki kalkınma hızı, daha sonra hiçbir zaman yakalanamamıştır. Planlı döneme ilişkin olarak özellikle Bilsay Kuruç Hoca ve Korkut Boratav Hocanın kitapları son derecede ayrıntılı bir şeklide, o dönemde uygulanan politikaları inceler. Bu dönem, iktisat politikaları ve uygulamaları açısından son derecede başarılıdır. Bugünkü politikacıların ve sosyal demokratlarının, planlı dönemde uygulanan ekonomi politikalarından alacakları çok dersler vardır. Temel amaç, fakirliği ortadan kaldırmak ve kalkınmayı sağlamaktı. O nedenle halkın temel ihtiyaçlarını giderecek şekilde gerçekçi bir planlı ekonomik politika uygulanmıştır. Örneğin; demir yollarının yanında, şeker ve dokuma fabrikalarının kurulmasını hatırlayalım.
4-Latin Amerika Kemalizmi. Bugün Latin Amerikanın , bizdeki Atatürk gibi , aydınlanmacı geleneğinin büyük temsilcisi Simon Bolivarin , anti-sömürgeci ve aydınlanmacı fikirlerinin izinde olan bazı ülkelerinde ; Atatürk dönemindeki politikalara benzer ekonomik politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Amaç, uluslar arası tekellerin karlarını artırmak değil, halkın gereksinmelerini karşılamaktır. Bu ise, devlet girişimciliğini esas alan bir ekonomik politika ile karşılanmaya başlanmıştır. Örneğin: Venezüellada Hugo Chavezin ve Bolivyada Evo Moralesin uygulamaları buna örnektir. Yine Brezilyada baştaki Brezilya İşçi Partisi(Parti Dos Trabalhadores-Workers Party)in başkanı Lula da Silvanın uygulamaları da bu yöndedir. Temel amaç, halkın fakirliğinin devlet olanaklarıyla giderilmesidir. Onun için bu çeşit uygulamalar, Latin Amerika Kemalizmi diye de adlandırılmaktadır. Burada şuna da dikkat çekmek isterim. Devlet uygulamaları akla hemen bürokratikleşmeyi getirebilir. Ama devletçiliğin buradaki uygulamaları, KATILIMCI DEMOKRASİ ile , yani halkın doğrudan katılımı (doğrudan demokrasi) ile birlikte uygulanmaktadır. O nedenle bürokratikleşme, mümkün olan en düşük düzeylerdedir. 5-Kemalizm ya da Modern Sosyal Demokrasi. Günümüzde Kemalizm, daha güncel hale gelmiştir. Çünkü artık dünyada sanayileşme stratejileri tartışılır olmuştur. İstihdamı artırmayan ve son derecede düşük katma değer yaratan ; sadece milli gelirin rakamsal artışına dayalı sanayileşme stratejilerinin, bizim gibi ülkelerin dertlerine çare olmadığı görülmüştür. Uluslar arası sanayinin istekleri doğrultusunda ihracata yönelik sanayileşme adı altında, ülke ihtiyaçlarını ve iç pazarı dikkate almayan sanayileşme stratejileri , geçerliliklerini yitirmiştir. Temel olan, kendi halkımızın refahını yükseltmek olmalıdır. Uzun dönemdeki hedef ise, kapitalizmden kurtularak sosyalizme ulaşmaktır. Ama bu yol, kısa bir yol değildir. Kalkınma yönünün yanında, yeni bir insan tipinin oluşmasını da kapsayan, epeyce uzun vadeli bir uğraştır. Kapitalizme, nasıl ki çok çeşitli yollardan ulaşılabiliniyorsa, eminim ki sosyalizme de ulaşmanın bir çok yolu vardır ve daha yeni yollar da zamanla bulunacaktır. Teknolojinin gelişmesinin de bu hedefe ulaşmada çok kolaylaştırıcı olacağı kanaatindeyim. Düşünün, şimdiki yazılım ve bilgisayar alt yapısıyla, ulusal planlama bir daha kolay yapılamaz mı? Teknoloji ne kadar gelişirse, sosyalizme ulaşmanın yollu da o kadar kısalacak ve kolaylaşacaktır. 6-Türkiye Sosyal Demokrasisi nasıl olmak zorundadır? Almanya, İngiltere gibi ülkelerin sosyal demokratları, ancak kendileri için sosyal demokrattırlar. Sosyal demokrat değerleri , ancak kendileri için uygun görürler. Bizim gibi ülkelerin sosyal demokratlar onların gözünde, gelişmemiş ve sosyal demokratlığa layık olmayan ülkelerin yurttaşlarıdır. Bizim ulusal değerlerimiz de onlara göre önemsizdir. Onlar kendi ülkelerindeki göçmenlere her türlü haksızlığı yaparlar, hatta gerekirse yurttaşlıklarını bile geri alabilirler, ama bizin ulusal birliğimizi ve çağdaşlığımızı korumak için yaptığımız her şeye karşı çıkarlar. Onun için Türkiye Sosyal Demokrasisi , Kemalizmin çağdaşlık hedefini ve halkın ihtiyaçlarını temel alan, içinde doğrudan demokrasinin (KATILIMCI DEMOKRASİNİN) uygulandığı, uzak hedefi demokratik yollardan sosyalizme ulaşmak olan, bu nedenle planlı ekonominin esas olduğu ve devletçiliği uygulamaktan korkmayan, ama bu koşullarda çalışmayı kabul eden özel sektöre de karşı olmayan, bir sosyal demokrasi olmak zorundadır.
Mehmet YILDIRIM 10 Eylül 2010
Yazılma Tarihi : 19.09.2010
SOSYAL DEMOKRASİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER (Mehmet YILDIRIM-19.07.2010)
SOSYAL DEMOKRASİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Sosyal demokrasi hakkında okumaya çalışmaktayım: ama okudukça, mevcut ekonomik krizin etkisiyle de, kafama takılan bir çok soru oluyor. Bir dostumun (Sn Ertuğrul ÇEPNİnin) bana ve bir grup arkadaşına yolladığı yazısı üzerine, takıldığım konuları kaleme aldım. Aşağıda bu konuları ve irdelemelerimi sunuyorum. Umarım arkadaşlarımın ilgisini çeker.
1-Sosyal Demokrasi Nedir? Bazı SODEV(Sosyal Demokrasi Vakfı) toplantılarında da konuşmacılara sorduğum gibi: sosyal demokrasi, demokratik yollardan ve toplumun belli bir olgunlaşma süreci eşliğinde sosyalizme gidiş midir? Yoksa kapitalizmin yedek lastiği mi olmaktır? Bu soruya çeşitli yanıtlar aldım. Ama ben, Marksist kökenine dayanarak, demokratik yollardan ve toplumun belli bir olgunlaşma süreci eşliğinde, sosyalizme gidiş olarak algılıyorum. Sosyal demokrasiye pragmatik bir şekilde yaklaşmamak gerektiği kanısındayım. Bence yaklaşım ideolojik olmalıdır. Yani bir hedef vardır: o hedef de sosyalizmdir. Sosyal demokrasi ise, o hedefe/sosyalizme demokratik yollardan ulaşma yoludur ve bu yol en sağlıklı yollardan biridir. Nasıl ki dinlerin bir cennet ideali varsa, burada da ideal: sosyalizmdir. Son dünya krizi, artık kapitalizmin zıtlıklarını azaltmaya çalışmanın pek faydasının olmadığı, böyle bir tutumun sadece çok şişen bazı balonları patlatıp, mevcut durumu biraz daha idare etmeye yaradığını göstermektedir. Kapitalizm sürekli olarak yeni balonlar üretmeye devam etmektedir.Çünkü finansallaşma paradan para kazanmaya yol açmıştır. Bu ise spekülasyon yoluyla servetin-gelirin değil-yeniden paylaşımını sağlamayı gerektirmektedir.Onun için uyduruk(sanal) finansal enstrümanlar üretilerek bu sağlanmaya çalışılmaktadır.. Alman Sosyal Demokrasisinin tarihini okudukça, (Deniz Kavukçuoğlunun kitabını anmalıyım) sosyal demokrasinin idealizmden pragmatizme (yani sosyalizme demokratik yollardan gidişten kapitalizme yedek lastik olmaya doğru) kaydığını görüyorum. Özellikle 1959 Bad Godesberg programı bu konuda son noktayı koyuyor. Ama artık, içinde bulunduğumuz ekonomik krizle birlikte, sosyal demokrasinin kapitalizmin yedek lastiği olma durumu da bitmiştir. Eskiden kriz olduğunda sosyal demokratlar gelsin de sorunu çözsün diye halk onları başa getirirdi: ama şimdi krizde bile sosyal demokratları seçmez oldular. Almam Sosyal Demokrat Partisinin son seçim yenilgisi buna örnektir. Çünkü sosyal demokrasi son yıllarda o kadar çok neo-liberalizmin etkisine girmiştir ki; neo-liberalizmden pek az farkı kalmıştır.Alman ve İngiliz sosyal demokratlarının iktidardaki uygulamaları, onların birer utangaç neo-libaral olduklarını gayet iyi göstermiştir. Bu nedenle umut olma durumları da bitmiş gibidir. O açıdan buralarda yeni bir sol yükselmeye başlamıştır. Alman Sol Partisii Die Linkenin oy oranlarındaki artış ve bu partinin ileri sürdüğü yeni politikalar ilgiye değer.( Bkz. Bir Başarı Hikayesi Mi? Die Linke Almanyada Sol Parti Deneyimi, Murat Çakır, Tarem Yayınları 2009)
2-Devletçilik/Devletleştirme: Ben devletçiliğe ve devletleştirmeye karşı değilim. Gerektiğinde uygulanmalıdır. Yani hedefe varmada gerekliyse, devletleştirmeye gidilmesi ve devletin girişimciliğe soyunması doğaldır. Ama bu devletçilik, şimdiki anlamda bir bürokratik devletçilik olmamalıdır. Katılımcı Demokrasi nin uygulandığı bir ortamda uygulanacak bir devletçilik olmalıdır. Halka hesap verilen, halkın yönetime katıldığı bir süreçte uygulanacak bir devletçilik olmalıdır; yoksa bürokratik bir devletçiliği kastetmiyorum. (Bkz. Katılımcı Demokrasi konusunda; Katılımcı Demokrasi/Dünyadaki Katılımcı Demokrasi Deneyimleri , America Vera Zavala, Dipnot Yayınları 2006. Katılımcı Demokrasi bence sosyal demokratların gündeme getirmesi gereken temel konuların başında geliyor. Bunu uygun bir zamanda daha geniş şekilde tartışmalıyız. Bu arada bizim sitede bu konuda birkaç yazı olduğunu da belirtmeliyim.) Ayrıca devletin teknoloji konusunda öncü araştırma ve yatırımlar yapması gerektiğini düşünüyorum. Yine kurallı pazar ekonomisini uygulayacak olan organ, devlettir. Planlamanın da gerekli olduğuna inanıyorum: Planlamayı uygulayacak olan da devlettir. Elbette özel girişime karşı değilim: ama bu özel girişim, spekülasyoncu değil, üretimi ve teknolojiyi esas alan ve kurallara uyan bir özel girişim olmalıdır.
3-Sol/Sosyal Demokrasi Ayrımı: Bu iki kavram arasında önemli bir fark görmüyorum. Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkeler, sosyal demokrasiyi uygulayacak koşullara sahip oldukları için, klasik/bildiğimiz sosyal demokrasiyi uyguladılar. Çünkü klasik sosyal demokrasi bu gelişmiş ülkelerde doğdu ve daha çok onların koşullarına uygun. Ama bizim ve Latin Amerika gibi ülkelerin klasik sosyal demokrasiyi uygulamaları mümkün olmadığı için, iktidara gelenler onu uygulayamadılar. Bence Latin Amerika daha çok bizim Cumhuriyetin ilk yıllarındaki devletçilik dönemimize benzer politikalar uygulanıyor. Bu uygulamalara Latin Amerika Kemalizmi/Neo-Kemalizm diyenler de var. (Bkz: Cüneyt Akalın, Teori Dergisi Mart 2003 ve Cüneyt Akalının başka yazıları) Örneğim Chavez ve Venezüelladaki uygulamaları, bu şekilde nitelenen uygulamalardır. Buralarda aşırı derecede yoksulluk olduğu için devlet baş rolü oynuyor. Bir ayrım yapmadan halk için gerekli her girişimde bulunuyor.
4-İnsan Doğası ve Sosyalizm: sosyalizmi ve yeni bir toplumu kurma, bir anlamda, gelecekte yeni bir insan yaratmak anlamına da gelmiyor mu? Yeni bir düzen elbette, yeni bir insan da yaratmalı ve zaten bu da gereklidir . Kapitalist zihniyete koşullanmış bir insan doğası ile daha ideal ve eşitlikçi bir toplumda yaşamak olası mıdır? Bence değildir. Kapitalist ortamdaki aşırı rekabete alışık ve ben merkezci bir insan tipi ile eşitlikçi bir toplumda yaşanabilir mi? Bence yaşanamaz. (Burada elbette, sosyalizmi nihai hedef olarak var sayıyorum: yoksa klasik sosyal demokrasinin ana hedefi olan kapitalist sistemde onu daha eşitlikçi ve adil hale getirerek sürgit yaşamayı amaçlamayı var saymıyorum.)
5- Dinamizm ve Yaratıcılık: sadece kapitalist topluma özgü değildir. Esas itibariyle sosyalist toplumda geçerlidir. Çünkü orada insanlar yaşamak için çalışacaklardır fakat, temel olan, yaratıcılıklarını ortaya koyacakları bir sistemde yaşamalarıdır. O bakımdan daha yaratıcı olacaklardır. Bu bakımdan, Paul LAFARGUEnin Tembellik Hakkı adlı kitabında yazdıklarına katılıyorum.
6-AB Üyeliği: siyasi birlik olmadan ekonomik birlik olamayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla ABnin geleceğini pek parlak görmüyorum. Siyasi birlik olmadan ortak paraya geçmeleri, hataydı. Nitekim euro iyice sallanmaya başladı. Bu açıdan bizi almamaları iyi oldu. Keşke ortak pazar halinde kalsalardı ve ortak paraya, tek bir devlet/siyasi birlik haline geldikten sonra geçselerdi. Ayrıca ABnin bizi almak istemediği çok açık. Bence hedef AB olmamalı. Hedef AB düzeyine gelmek olmalı: yani sorun, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma sorunu.
7-Kemalizm/Sosyal Demokrasi Meselesi: Batı ülkelerinin sosyal demokrat partilerinin sosyal demokrasiyi hedeflemeleri kolaydı. Çünkü, önce de söylediğim gibi, onlar gelişmiş bir ülkede sosyal demokrasiyi savunuyorlardı. Temel sorunları üretim değil, üretilenin daha adil paylaşımıydı. Kendileri sömürülen değil, sömüren konumunda idiler. Bizim gibi ulusallaşma sorunları yoktu. O açıdan Kemalizm bizim için gerekliydi. Biz sosyal demokrasiye 1960 larda ortanın soluyla geldik. Bundan dolayı kendimi : Önce Kemalistim, sonra da sosyal demokratım diye niteliyorum.
8-Askeri Darbeler Meselesi: Kanaatimce askeri darbelerin esas müsebbibi askerler değil, sivillerdir/sivil politikacılardır. Demokrasinin kurum ve kurumlarıyla oturmamış olmasıdır. Demokrasiye ve kurumlarına sivil siyasetin saygı göstermemesidir. Onu, kendi hedeflerine götürecek bir araç olarak görmeleridir. Elbette ki darbeleri kimse savunamaz ve darbeler sola daha çok zarar vermiştir. Ama sadece askerleri suçlamak da yeterli değildir.